Ferdi TAYFUR
Ferdi Tayfur anlatıyor. Dublaj Nasıl Yapılır?
"Türkçe’ye
çevrilmek üzere seçilmiş olan film, evvelâ asıl lisan ile,
baştan aşağıya kadar ses mühendisi, rejisör, mütercim, dekupör
ve ses verecek olan bütün Türk artistleri tarafından seyredilir.
Bundan sonra roller dağıtılır, herkes konuşacağı adamın bu
filmdeki tipini, karakterini, ehemmiyetini ve vazifesini, filmi
önceden seyretmiş olduğu için, bilir. Roller de dağıtıldıktan
sonra, film, ses mühendisi ve dekupör tarafından sahne sahne
parçalanır. Bu parçaların her birinin iki ucu birbirine
yapıştırılarak bir daire haline getirilir ve projeksiyon
makinesine, ses mühendisinin tasvibine göre herhangi bir sahne
takılır. Stüdyonun projeksiyon salonu aynı zamanda ses alma
dairesidir. Beyaz perdenin 6 adım kadar önünde 3 tane mikrofon
ve bunların da önünde o oynayan sahnede işi olan artistler
dizilidir. Artistler söyleyecekleri lakırdıları orada hususî
masası başında daima hazır bulunan dublaj rejisöründen alırlar,
ezberler ve hazır olduklarını ses mühendisine haber verirler.
Derhal ortalık karanlık olur ve ekranda muayyen bir sahne
mütemadiyen geçer. Yani başlar biter ve hiç durmadan yine
başlar.
Çünkü dediğimiz gibi bu kurdelenin iki ucu birbirine
yapıştırılmıştır. Parça evvelâ sesli geçer, artistler son defa
olarak sesin tonunu ve karakterini işitirler, sonra ses kesilir.
Şimdi parça sessiz oynar. Bu parça oynadığı müddetçe artistler
ezberlemiş oldukları lafları oynayanların ağız ve vücut
hareketlerine aynen tatbik etmeye çalışırlar. İşte esasen güç
taraf da budur. Mamafih biraz melekesi [yeteneği] olan bunu da
kolayca becerebilir. Ağız hareketi ile, konuşulan cümle tam uydu
mu; ki bunu ses mühendisi "ton box" denilen her tarafı camlı bir
odadan kontrol eder; bir zil çalar. Dikkat zili! Bu zilden sonra
artık bütün salonda film lakırdılarından başka hiçbir ses
kalmaz. Çünkü mikrofonlar açılmıştır ve çıt olsa kaydederler. Bu
müddet zarfında artistler mütemadiyen lafları tekrar ederler ve
o film parçası da boyuna geçer; ta iki zil üst üste çalınıncaya
kadar... Oldu zili! Derhal salon aydınlanır. Şimdi bir taraftan
operatör müteakîp parçayı takmakla, diğer taraftan rejisör
artistlere yeni diyaloglarını yazdırmakla ve bir taraftan da ses
mühendisi ikinci salonda bulunan ve "register box" denilen ses
şeridi kayıt odasına telefonla yeni sıra numarasını vermekle
meşguldürler. İşte bu iş böylece baştan başlar, yalnız şu farkla
ki her seferinde yeni bir sahnenin sesi Türkçeleştirilmiş olur".
(Foto Magazin, C.I, S.1, Haziran 1938, s.23-24).