Dublajın Tarihi
Türk Dublajının Belgeseli Çekilecek
Necip Sarıca, Dublaj Tarihi
adlı belgeselinde bilinmeyenleri anlatıyor
13.07.2006
Lale Film’in sahibi, 54
yıllık dublaj yönetmeni Necip Sarıca, Türk dublajının
belgeselini çekmeye hazırlanıyor. Sarıca, Dublaj Tarihi adını
verdiği belgeseli Kasım sonunda yayına hazırlayacak. Belgeselde
Adalet Cimcoz, Ferdi Tayfur, Nevin Akkaya, Jeyan Mahfi Tözüm
gibi bir dönem sesleriyle Türk sinemasına renk katan isimler yer
alacak. Sarıca belgeselinde neler yapacağını anlattı.
“Türk dublaj tarihi Nazım
Hikmet’le başlar. Nazım, İpek Film’in sahibi İhsan İpek’le çok
yakın arkadaştı. Orada uzun süre dublaj yönetmenliği ve çeviri
yaptı ama bunu kimseye söylemedi. Bu süre içinde kendi adı
yerine müstear yani takma ad kullandı. Mümtaz Osman müstear
adıyla senaryolar yazdı; 18 senaryo ve yanı sıra sayısız
müzikal.”
"Nazım Hikmet’in hapishane
dönemlerinde Ferdi Tayfur, dublaj işine yeni başlamıştı. Çok
beğenilen Lorel-Hardy, Arşak Palabıyıkyan, Üç Ahbap Çavuş
tiplerini taklit ederek ünlenen Tayfur’un olağanüstü taklit
yeteneği vardı. O dönemde birçok filmde oynadı; Ankara Ekspresi,
Bir Millet Uyanıyor vs... Hayatının geçtiği alan, İpek Film’in
kapalı dublaj salonuydu. Diğer bir özelliği de İngilizce,
Almanca ve Fransızca metinleri anında Türkçe’ye çevirip
seslendirmesi. Annesi Alman’dı, o yüzden çok iyi Almanca
konuşuyordu. Oturduğu yerde bir efekt kutusu vardı. Bazen ayak
sesleri çıkarıyor, bazen başka sesler. Muhtelif efektler
yapardı. Ferdi Tayfur’un efekt kutusu çok meşhurdu. Dört kollu
çengi anlayacağınız!”
“Öztürk Serengil sinemada
kendi sesini hiç kullanmadı. Onu Mücap Ofluoğlu konuşuydu. O çok
tutulan ‘yaşşeee’leri Mücap’a aittir aslında. Ancak Mücap bin
lira yerine iki bin lira isteyince, işi Sadettin Erbil’e
verdiler. Filmler tutmayınca Mücap’tan özür dilendi, istenilen
para verildi. Öztürk Serengil de Mücap’ın sesiyle eski
popülerliğini tekrar yakaladı.”
“Abdurrahman Palay, günde 12
saat dublaj yapıyor, bizler de 14-15 saat çalışıyoruz.
Dikkatimizden kaçtığı zamanlar oluyordu. Abdurrahman Bey,
vücudunun yarısını sehpaya dayardı. Nayır, nolomazlar o sırada
çıkmış olabilir. Bazen bizim gözümüzden de kaçardı. Kaçmadığı
zaman ikaz ederdik. Çok hiciv konusu oldu. İnsanlar aldıkları
ücretin çok çok üzerinde çalışıyorlardı, çok yoruluyorlardı.
Temerküz kampı gibi o zehirli odalarda günde 12 saat kalmak ne
demek?”
“Adalet Cimcoz, Devlet
Malzeme Ofisi’nde memure olarak çalışırken, ağabeyi Ferdi Tayfur
‘Gel diyor, şöyle bir deneyelim...’. Adalet Hanım da salona
giriyor ve bir daha çıkamıyor. Adalet Hanım yakın arkadaşı Sezer
Sezin’in önerisiyle ilk dublajını Sezer Sezin için yaptı. Aynı
zamanda yazardı; “Fitne Fücur” müstear ismiyle sosyete yazıları
yazıyordu. Kendisiyle ölene kadar çalıştım.”
“İlk yıllarda dikkat çeken
çok önemli bir hanımefendi daha var. Nevin Akkaya çok genç
yaşlarında Muhsin Ertuğrul kabiliyetli bulduğu için tiyatro
grubuna almak istedi. Akkaya’nın ailesi ünden kaçtığı için
istemedi. Kendisinin isteği ise opera sanatçısı olmaktı. Ancak
Muhsin Bey’in ısrarından kurtulamadı ve Aynaroz Kadısı’nda
oynadı. Nevin Hanım’da çok önemli ses özelliği vardı. Abartısız
söylüyorum, belki 10 bin filmde Nevin Hanım’ın sesi vardı. O
dönemde çok film ithalatla getiriliyordu. Türk filmi az
çekiliyordu. Bunların hepsine dublaj yapmak zorundaydı.
İstanbul’un lüks sinemalarında filmler Fransızca ve İngilizce
oynuyordu ama Anadolu sinemaları Türkçe seviyordu.”
“Ünlü besteci Saadettin
Kaynak beş yıllık sözleşmeyle İpek Film’e alınmıştı. Kaynak, 100
filme 10-20 arası beste yapıyordu. Arapça şarkıları
Türkçeleştiriyorduk. Bugün hala çalınıp söylenen en güzel
bestelerin sahibi Kaynak’tı. Seslendirenler ise Müzeyyen Senar,
Safiye Ayla ve Münir Nurettin Selçuk’tu. Kaynak, beş yıl o
stüdyoya kapandı. Atatürk’ün emriyle de ilk Türkçe ezanı okudu.”
“Oyuncular devamlı setten
sete koştukları için dublaja ayıracak zamanları yoktu. Sadri
Alışık ve Öztürk Serengil bazen set kıyafetleriyle dublaja
gelir, işleri bitince tekrar sete dönerlerdi. Türkan Şoray,
Hülya Koçyiğit de çok yoğundu. Gelip konuşanlar da oyunlara
katkıda bulunan insanlar; sanatçının kaçırdığı bir şey varsa o
sesle telafi edilirdi. Ağlıyor, gülüyor, duygusal konuşuyor,
sarhoş oluyor...O sesin sahibine ait olduğunu zannediyorlardı.
Yılmaz Güney’i genelde Abdurrahman Palay konuşurdu. İzleyiciler
Ekrem Bora’nın oynadığı filmde de aynı sesi duyunca ‘yine Yılmaz
Güney konuşmuş’ derlerdi.
Nevin Hanım Selda Alkor’u,
Türkan Şoray’ı ve Hülya Koçyiğit’i konuşurdu. Aynı sesleri Jeyan
Mahfi Tözüm de konuşuyordu. Yılda 350, 400 film çekiliyordu.
Güne 1, 1,5 film düşüyordu.”
“Eğlence havası yaratılırdı
seslendirme stüdyolarında. Espriler birbiri ardına patlatılırdı.
Mesela bir Sadri Alışık gelir, milleti güldürür giderdi. Öztürk
Serengil, Saadettin Erbil de ondan aşağı kalmazdı. Orada şov
havası eserdi. Telefon başında yaptıklarında ben hemen mikrofona
basıp kaydederim. Sonra içeriye ses verirdim. ‘Bu kaydı satın
alacak mısınız, yoksa sahibine dinleteyim mi?’ diye... O
kayıtlar hala elimde.”