Dublajda Ferdi Tayfur İmzası

Ferdi Tayfur’un yaptığı seslendirmeler öylesine başarılı bulunur ki, uzun yıllar dublaj denilince ilk akla gelen isim olur. Ferdi Tayfur özellikle ses verdiği komik karakterlerle ün yapar. Bu karakterlerin orijinal kişilikleri ve sözlerini bir kenara koyar, onlara yeni özellikler ve konuşmalar yazardı. Yani bir anlamda adaptasyon yapardı. Bu biçimde yarattığı karakterler arasında Lorel-Hardi, Balıkçı Osman, Üç Ahbap Çavuşlar (Marx Brothers), Yani Babanoğlu (Eddie Cantor) en çok başarı kazananlar olmuştu.


birlorelhardifilmiBir Lorel Hardi filminin el ilanı. (25 Ekim 1944)
Dublajda ustası Nâzım Hikmet gibi tiyatro sanatçılarıyla çalışmaktan pek hoşlanmayan Ferdi Tayfur bunun nedenini şöyle açıklıyordu: “Dublajda muhakkak ki yalnız bu sahada çalışanlar daha çok muvaffak oluyorlar. Çünkü tiyatro konuşma tarzı ile film konuşma tarzı birbirini tutmaz. Tiyatroda kelimelere sun’î birer eda verilebilir, fakat film böyle değildir, orada her konuşulan kelimenin perdedekinden çıktığı kanaati seyirciye verilmelidir.

Biz bunun için de daha ziyade roldeki artistin bünyesi, yaşı ve daha bir çok hususiyetlerini nazarı itibara alarak ve hatır gönül düşünmeden rolü en muvafık artiste veririz. Bundan dolayı da Türkçeleştirdiğimiz filmler daima memnuniyet uyandırmaktadır”.

Ferdi Tayfur’un Stan Laurel ve Oliver Hardy’yi seslendirmeye başlayacağı zaman ne yapması gerektiğini uzun süre düşündü. Devamı şöyle anlatılır:
“Bulmuştu. Robert Kolej’de Amerikalı bir öğretmen vardı. Garip bir şive ile Türkçe konuşurdu. Onu stüdyoya davet ettiler. Adam içeri girer girmez Ferdi’ye: “Nasılsınız mı?” dedi. İşte Ferdi’nin hareket noktası bu “mı” oldu”. Ferdi Tayfur,1938 yılında kendisiyle röportaj yapan Foto Magazin dergisi muhabirine Lorel Hardi seslendirme serüvenini şöyle anlatır:

“- Lorel Hardi’yi bu Amerikan şivesiyle Türkçe konuşturmak nereden aklınıza geldi?
– Onların hareketlerinin komikliğine biz, bir de şive, yani ses komikliği katmak istedik de… Yoksa hoşunuza gitmiyor mu?
– Hayır, bilâkis pek beğeniyorum. Söyledikleriniz kelime kelime tercüme midir? Yoksa irticalen mi söylersiniz?
– Azizim; evvelâ kelime kelime, ‘motamo’ tercüme etmek istedimse de, sonra kendi bulduğum esprileri onların ağız hareketlerine ve jestlerine uydurmak çok daha iyi oldu.

Meselâ bir filmlerinde Galata Kulesi’nin gölgesini satın alırlar, bir diğerinde Hardi bir işle meşgul olurken “Anam olasın Ömer” şarkısını mırıldanır, Lorel de “Bayan Safiye’ye [Ayla] rekabet mi edeceksin?” diye sorar. Daha birçok bu kabil yerli uydurmalarımız var tabii…”

Ferdi sadece bu tür komedi filmleri seslendirmekle kalmıyordu. İpek Film stüdyolarında dublajı yapılan bir çok filmde Ferdi’nin sesine rastlamak mümkündü. Onun sesine, örneğin “O Kadın Benimdir” filminde Spencer Tracy’nin ağzından Hedy Lamarr’a ilanı aşk ederken, ya da bir başka filmde ganster olarak kötülüklerini itiraf ederken rastlanabilirdi. Eski filmlerde Clark Gable’ler, Roman Navaro’lar, Gary Cooper’lar hep onun sesiyle konuşurlardı.

Ferdi Tayfur’dan sonra İpek Film Stüdyosu’nun dublaj yönetmenliğini Orhan Boran üstlendi. Onun bir kaç yıl süren çalışmaları sonrasında neler olduğunu Adalet Cimcoz’dan aktaralım: “ Orhan Boran’dan sonra bir iki yönetici daha geldi geçti İpek Film Stüdyosunda ve 1945’de Hüsamettin Tursan geçti bu işe. Hüsamettin Tursan, Ferdi’nin yöneticiliği sırasında başlamıştı ses almaya, yıl 1945. Hüsamettin Tursan bugün de [1968] İpek Film Stüdyosu’nda çalışır, hem yönetir, hem ses alır”.